Ekim Düşü 22/11/2009
Posted by boragorgun in fütursuzca.Tags: düşü, ekim
add a comment
Kimsesiz hayatların önemsenmediği bir toplumdan geliyordu, başkasının görmediğini görmek isterken hayatın çetrefilli oyunlarla onun karşısına geleceğini sanarken buldu kendini bir düşte.
Herkes sarıyla, dökülen yapraklarla anlatırken sonbaharı onun içinde koskocaman bir ay doğmuştu. Yerle yeksan olmamak için çıkılan yolda üstündeki elbiseyi değiştirmek istiyordu, bu elbise ona dar gelmiyor olsa da, kirlenmemiş yada eskimemiş olsa da elbisenin onun olmaması gerektiğini hissediyordu artık. Direnmek için çıktığı bu yolda bir düşün içine düşmüştü. Hemde bu düşüş o kadar hızlı olmuştu ki kendisi bile ilk anda yara almadığına inanamamıştı.
Devamı,,,
ÇHS’NİN 20. YILI “Yasaları Çocuklarla Birlikte Hazırlayın” 22/11/2009
Posted by boragorgun in çocuk.Tags: 20.yılı, çocuk, dair, Hakları, haklarına, raporu, sözleşmenin, uygulanması
add a comment
20′den fazla örgüt, çocuk haklarının hayata geçmesi için önerilerini sıraladı: “Hakim ve savcılara çocuk hakları eğitimi verin. Çocukları dinsel tercihe zorlamayın. Bütün yasaların çocuk haklarına uygunluğunu denetleyin. Yargıtay’da çocuk dairesi oluşturun.”
20′den fazla örgüt*, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin (ÇHS) 20. yılında, hakların tam olarak hayata geçebilmesi için önerilerini sıraladı. Çocuk adalet sisteminden çocukların korunmasına, sağlık hizmetlerinden eğitime kadar birçok alanı kapsayan bu önerilerin bazılarını yayınlıyoruz.
Yasalar
Yasaların oluşturulmasına çocukların ve sivil toplumun katılımı sağlanmalı.
Çocuk haklarına yönelik tüm mevzuatın ve bu mevzuatın çocuklara tanıdığı olanaklar tüm çocuklar için erişilebilir kılınmalı.
Yasalar ve politikalar meclisten geçmeden önce çocuk hakları etki analizi, yürürlüğe girdikten sonra da çocuk hakları etki değerlendirmeleri yasal bir zorunluluk olmalı.
Cinsel taciz suçunun şikayete tabi suç olmaktan çıkarılması gerek.
Yargı
Mağdur çocukların ifadelerine başvurulması süreci de suça itilmiş çocuklar da olduğu gibi savcı ya da hakim yetkisine bırakılmalı.
Adli Tıp Kurumu’nun çocuk bakış acısını taşıyabilmesi için güçlendirilmesi gerek. Güçlendirme çalışmalarında barolar ve çocuk adaleti yönetimi ile ilgili çalışan hükümet dışı kuruluşlar ve çocuklarla birlikte hareket edilmeli.
Hakim ve savcılara çocuk hakları konusunda hizmet içi eğitimlerin artırılması gerek.
Çocuk savcıları, medyada çıkan ve çocuğun yüksek yararını zedeleyecek haberler ile ilgili etkin mücadele etmeli.
Memurların çocuklara karşı suçlarla ilgili soruşturulmalarında, izin zorunluluğu kaldırılmalı.
Çocuğun ceza ehliyeti yaşının, gelişimsel dönemleri göz önünde bulundurularak, 14-15 yaslarına yükseltilmesi çocuğun yüksek yararına olacaktır. On sekiz yaşından sonra ceza ehliyetiyle ilgili bir geçiş dönemi öngörülmeli, çocukların yaş belirleme aşamasında çocuğun yararına olacak esneklik kural haline getirilmeli.
Yargıtay’da bir çocuk dairesi oluşturulmalı.
Eğitim
Okul müfredatında insan hakları derslerine yeniden yer verilmeli.
Çocukların dini tercihlerini ailenin ve toplumun baskısıyla değil, reşit olduktan sonra kendi bilinçleriyle yapmalarına olanak tanınmalı. Dini tercih, anne babadan çocuğa geçen bir miras gibi algılanmamalı, çocuğa hür iradesi ile dinini seçebileceği ve dini inançlarını yaşayabileceği 18 yaşına kadar hiçbir baskı yapılmamalıdır. Çocukluk çağındaki din eğitimi de isteğe bağlı olmalı.
Çocuk ve ergenlerin fiziksel, duygusal ve cinsel şiddete maruz kalmamaları ve şiddet davranışlarında bulunmamaları için müdahale programlarına ivedilikle gereksinim var. Olumlu çevre ortamının oluşturulması ve çocukların iletişim becerilerinin artırılması, stresle başa çıkabilmeleri, duyguları kontrol edebilmeleri gibi becerileri içeren, yaşam becerilerinin geliştirilmesine ilişkin yapıcı programlara gereksinim var.
İlköğretim müfredatı içinde yaş gruplarına yönelik olarak üreme ve cinsel sağlık bilgilerinin verilmesi gerek.
Bakım ve koruma
Bakım kurumlarının bağımsız denetçiler tarafından denetlenmesi ve raporların kamuya açık olması gerek.
Koruyucu aile ve evlat edinme sistemlerinin basitleştirilmesi ve hızlandırılması için altyapı çalışmalarının yapılması gerek. (TK)
———————————————
* “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin Uygulamasının İzlenmesi Raporu”nun hazırlanmasına katkıda bulunan örgütler: Ankara Çocuk Hakları Platformu, Ankara Barosu Çocuk Hakları Kurulu, Çocuk İhmali ve İstismarını Önleme Derneği, Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği, Gündem: Çocuk! Derneği, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Pediatri Bölümü, Halk Sağlığı Uzmanlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Ortak Platformu, Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA-DER), İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlumder), Özgürlüğünden Yoksun Gençlerle Dayanışma Derneği (Özge-Der), Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği, Birleşmiş Miletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Sosyal Pediatri Derneği, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), Türkiye Aile Planlaması Derneği, Toplumsal Duyarlılık ve Engelliler Entegrasyon Gönüllüleri Derneği, Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı, Uluslararası Af Örgütü Türkiye, Uluslararası Çocuk Merkezi.
BİANET
Sivil toplumun gücü 22/11/2009
Posted by boragorgun in Hulki Cevizoğlu.Tags: cevizoğlu, gazetesi, gücü, hulki, sivil, toplumun, yazı, yeniçağ
add a comment
Hulki Cevizoğlu’nun 22.11.2009 tarihli yazısıdır.
Televizyon programlarımda, konferanslarımda ve yazılarımda sürekli vurguladığım bir nokta var.
Demokrasi yalnızca oy vermek değildir!..
Kendimi bildim bileli, her seçimde büyük kitlelerin “ötekine kızdığı için, berikine oy verdiğine” ve seçim sonrasında da “elim kırılsaydı” noktasına geldiğine tanık oldum.
Yani, ülkemizde “gönül rızasıyla” oy verenlerin sayısı çok az.
Buna rağmen, sandığa mutlaka gidilmeli ve 4 yılda bir bize sunulan “demokratik gücü” kullanmalıyız.
Ama bu tek başına demokrasinin varlığı için yeterli değil.
“Katılımcı demokrasi” için mutlaka sandığa gidilmeli, fakat bununla yetinmemeli. Eğer öyle yaparsak, politikacılar (iktidarlar) bizi kolayca uyuturlar. Yaptıkları da zaten bu.
Diyorum ki, iki seçim arasındaki dönemde de halk etkin olmalı.
Bunu da “sivil toplum kuruluşları” (STK’lar) aracılığıyla yapabiliriz. (Dış destekli, bölücü STK kavramını ayrı tutalım!)
Siyasi partiler, seçim öncesi verdikleri sözü, gücü ellerine geçirirlerse hemen unutuveriyorlar!.. Ya da, halka açıklamadıkları “gizli ajandalarını” açıp, halktan yetki almadıkları konularda apar topar düzenlemelerle ülkeyi zora sokuyorlar.
Bu yüzden, STK’lar aracılığıyla, bireysel olarak, iletişim araçlarından yararlanarak vb. yollarla görüş ve itirazlarını; iktidarlara sesini duyurmalı.
Bakınız, en son “PKK açılımı” tepkiler üzerine nasıl söndü?
Ne olduğu belli olmadan milyar dolarlar harcanan “domuz gribi aşısı” nasıl fiyaskoyla sonuçlandı?
“GDO’lu yiyecekler” konusunda nasıl geri adım atıldı?
Tepkiler ve yayınlar üzerine, 6 GDO’lu ürünün Türkiye’ye girişi yasaklandı. Yönetmelik değiştirilerek, tüm ürünlerin üzerine içinde GDO’lu olup olmadığının yazılmasına karar verildi.
İşte sivil toplumun gücü bu!..
Trabzon’da konferans
Karadeniz Teknik Üniversitesi (K.T.Ü.) Atatürkçü Düşünce Topluluğu’nun daveti üzerine Trabzon’a gittim.
Üniversitenin en büyük anfisinde,
1.200’ü aşkın izleyiciye hitap ettim, sorularını
yanıtladım.
Yıllardır yaptığım gibi orada da, “AB oylaması” yaptım. Dedim ki, “Avrupa halkı AB denen siyasi birliğe girip girmeme konusunda söz sahibi. Hatta o kadar ki, Türkiye’nin üyeliği konusunda da onlar oylama yapacaklar. Peki, niçin biz kendi kaderimiz üzerinde söz sahibi değiliz ve kendi oylamamızı yapmıyoruz?.. İşine gelince, ’Halkım böyle istiyor’yalanına sığınan iktidarlar, bu konuda halka sormuyor?.. Şimdi halk burada. Biz soralım. AB’ye evet diyor musunuz?”
1.200 kişilik salonda 15 el kalktı ve “Evet istiyoruz” dedi. Diğerleri ise salonu inleten ve “Ankara’dan duyulacak” şiddette uzun alkışlarla “hayır” dediler.
İşte halkın gücüne bir örnek daha.
Aklımızın almadığı ise şu: Milletin büyük çoğunluğunun hayır dediği AB’yi savunan partiler nasıl oluyor da (hangi yalanlarla) iktidara geliyor?.. Sandıkta hile mi yapılıyor?
Karadeniz’de Rumca ve Yunanca radyolar
Trabzon’da gençlerle sohbet ederken önemli bir nokta dikkatimi çekti.
Trabzon Valiliği’nin yazısı ile, radyolarda Rumca ve Yunanca yayın başlamış!..
Herhalde Trabzon Valiliği, RTÜK’ten daha hızlı ve azimli bu konuda!..
Bakanın ve başkasının çocukları
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, domuz gribi aşısı konusunda Başbakanı Erdoğan’dan fırça yemeyi de göze alarak, milyar dolarlık aşı getiriyor.
Medyaya da sürekli olarak, “meteoroloji raporu” gibi, “gripten ölenlerin sayısını” pompalıyor.
Demek istiyor ki, “Başbakan ve halk bana karşı ama, alın size ölüm raporları!..”
Ama, birkaç gün önce, bakanın 5 çocuğundan ikisinin domuz gribine yakalandığı açıklandı.
İşin ilginci, “bizim çocuklarımıza” ısrarla şırınga yapmak isteyen prof. bakan kendi çocuklarına aşı yaptırmamış!..
Yanıtı da şu: “Bizimkiler hafif atlattı!”
Halkın sorusu da şu: “Bizim çocuklarımız da hafif atlatamaz mı? Niçin zorluyorsun?”
Peugeout ve tüketici hakları
Ülke gündeminde öne çıkarılan “köpük konulardan” daha önemlileri sessiz sedasız halk tarafından yaşanıyor.
Köpürtülen ama halkı ilgilendirmeyen magazinin dışındaki gerçeklerden biri de “tüketici hakları.”
İnsan haklarının en temel noktalarından biri.
Birkaç yıl önce başımdan geçen bir olayı, bir otomobil olayını “örnek” olsun diye kısaca paylaşayım.
Anadolu’da çok seyahat ediyorum, yollarda kalmayalım, zamanla yarışıyoruz, sorunlarla karşılaşmayalım diye, alacağım otomobilin üst modelini tercih ettim. Dış görüntüsünü de çok sevdim ve bir Peugeot 607 aldım. Bu Fransızların milli arabası. Hem cumhurbaşkanlarının makam aracı, hem de sokak ticari taksi olarak yaygın biçimde kullanılıyor.
Aldıktan iki ay sonra, sırasıyla şu arızalar meydana geldi:
“Kliması bozuldu, sıcak üflemeye başladı; radyosu bozuldu; arka cam perdesi bozuldu; cam suyu deposu delindi; şoför koltuğu yerinden oynadı; fren balataları ve sonra diskleri defalarca değiştirildi, kamyon sesi gibi ses çıkardığı için; aracın içinden pastırma kokusu gibi bir koku eksik olmadı, bunun antifrizden kaynaklandığını söyledi kendi servisi; 6 silindirin sırasıyla önce 2. silindiri, sonra 4. silindiri çalışmadı.”
Yoruldunuz değil mi okurken?
Ben de Peugeot servislerinde ve mahkemelerde yoruldum.
Tüketici Yasasına göre, aracın değiştirilmesini isteyince, sıfır araçtan ek para istediler!.. Peugeot’nun Türkiye genel müdürüyle telefonda görüşmek istedim. Telefon görüşmesi için bir ay sonraya gün verdiler!.. Sanayi Bakanlığı’na başvurdum, onlar ilgililerle konuştular, sonuç vermedi..
En sonunda 2 yıl süren mahkeme sonunda yasal haklarımı elde ettim.
Orada da ne sıkıntılarla karşılaştım. Mahkemenin belirlediği “bilirkişi” üretim hatalarından kaynaklanan tüm bu sıkıntıların “normal” olduğunu söyledi!.. Ama ben yine de yılmadım. Ve kazandım. (Bu bilirkişilik konusunu bir başka Pazar başka örneklerle tekrar yazarım.)
Halkın gücünden söz ettim ya, tüketici hakları konusunda sizler de yılmayın.
İyi pazarlar.
YENİÇAĞ
¿ Neler oluyor ? 20/11/2009
Posted by boragorgun in fütursuzca.Tags: özel, domuz, engelli, eskişehir, eğitim, genelge, gribi, h1n1, merkez, pandemik, rehabilitasyon, tatil, zihinsel
add a comment
Hiç düşündünüz mü zihin engelli çocuklar nerelerde eğitim alır?
Yasal hakları nelerdir?
Devlet ve toplum onlar için neler yapar?
Bir durun düşünün bakalım, belki en yakınınızda bir engelli var, belkide bu konuda hiç bir fikriniz yok…
Ama içinizdeki pozitif düşünce gücü; kesinlikle devlet(imiz) imkanları doğrultusunda zihin engelli bireylere çeşitli imkanlar sağlamıştır diyor değil mi ?
Hadi bu günlerde yaşadıklarıma, yaşadığım ilde olanlara bir bakalım.
Eskişehir’de bulunan tüm anaokulları, ilköğretim okulları, liseler, dersaneler domuz gribinden dolayı devamsız öğrencilerin %10′u geçmesi sebebiyle 16-22 Kasım 2009 tarihleri arasında tatil edildi.*
Ama bu tatil olan kurumların içine özel özel eğitim merkezleri dahil edilmemişti. Ve kaç kişi bu durumu farketmişti?
Kim vardı bu merkezlerde; öz bakım becerileri normal gelişim gösteren bireylere göre kısıtlı olan, çoğunun bağışıklık sistemi daha düşük olan, korunmaya daha çok ihtiyaç duyan bireyler vardı ve bu bireylerin de belirli bir yaş aralığı da yoktu.
Dedim ya, ısrarla bize öğretilen pozitif düşünme ilkesinden yola çıkarak; aradık bütün tatille ilgili olabilecek devletimin tüm kurumlarını, valilik, milli eğitim, sağlık müdürlüğü, -adını söylemek ve yazmak da hala zorlandığım- hıfzıssıhha kurulu tek tek arandı, kibar sekreterler uzun konuşmalar, bekleyişler, yönlendirmeler sonucunda inanın elle tutulur akla mantığa yatan hiç bir cevap alınamamıştı.
Tabi ki herkesin bu tatil edilmeyiş üzerine fikirleri vardı ancak hiç bir yetkili bir kısımının elini yıkama becerisini, hapşırırken bırakın kolunun iç kısmına hapşırmayı eliyle dahi burnunu kapatma becerisini zihinsel yetersizliğinden dolayı kazanamayan bireylerin eğitimlerine devam etmesini açıklayamamıştı?
Ya da hiç bir açıklama bizi tatmin etmemişti.
Acaba tatmin olamama sorunu bizde miydi?
Yoksa böyle bir durumun zaten hiç bir izahı yok muydu?
Ya da zihinsel engelli bireyin H1N1 virüsü kapması hiç bir yetkili için önemsenecek bir olay değilmiydi? -o kadar normal gelişim gösteren çocuk varken-
Bilmiyorum açıkçası şaşkınlıkla yaşadım tüm bu olanları, bu süreçte normal gelişim gösteren çocuklar gripten en çok korunabilecekleri ortamda evlerindeyken, zihinsel engelli bireyler gidip geldiler grup eğitimlerine, bireysel eğitimlerine, belki onlar çevrelerinde olup biteni anlamlandıramıyorlardı ama peki biz?
Ve bir anda bir şey farkettim.
Ülkemde ben domuz giribi aşısı olurum, yok ben olmam başbakanım da olmayacakmış tartışmaları yapılırken Milli Eğitim Bakanlığı 2009/85 sayılı genelge** ile velilerden domuz gribi aşısı için izin yazısı istenmeye başlandı, yine pozitif düşünce gücü sarmıştı bizi nasıl olsa genelgede yazının gideceği tüm kurumlar açıkça yazılmıştı ve özel eğitim kurumları da bu sefer açıkça belirtilmişti lakin biz yazının gelmesini hala bekliyoruz velilerin rızası olursa devletimin zihin engelli bireyleri de aşılamasını,,,
Hadi artık genlerimize işlemek üzere olan pozitif düşünce gücümüze tekrar kendimizi bırakalım; Olur mu hiç öyle şey canım, kesin bu yazı bize ulaşamamıştır, sevgili yurdumun diğer illerinde normal gelişim gösteren bireyler gibi zihin engelli bireylerin aşılanmasına zaten çoktan başlanmıştır.
Bu gün 20 Kasım’dı Dünya Çocuk Hakları Günü
20 yıl önce ülkemin de imzaladığı bildirgenin 2. maddesi de ne güzel belirtiyordu;
Çocuklar özel olarak korunmalıydı…
*
http://eskisehir.meb.gov.tr/duyuru_goster.php?id=1302
**http://eskisehir.meb.gov.tr/images/saglik/ek01295_11112009193500.pdf
Bora Görgün
Merak 19/11/2009
Posted by boragorgun in fütursuzca.Tags: bilmek, bulmak, duymak, görmek, merak, tutmak
add a comment
Kim darbeye karşı 18/11/2009
Posted by boragorgun in Hulki Cevizoğlu.Tags: darbe, gazetesi, Hulki Cevizoğlu, karşı, köşe, kim, yazısı, yeniçağ
add a comment
Hulki Cevizoğlu’nun 18.11.2009 tarihli yazısıdır.
Türkiye tarihte görmediği bir dönemi yaşıyor.
Önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, görevi döneminde bu tespiti yapmıştı:
“Kurtuluş ve kuruluştan sonraki en zor dönem!..”
Bugün, zaten bir türlü yerleşmemiş olan demokrasi iyice can çekişiyor. Hukuk devleti arayışları son safhada.
Sivil darbe
Bir “sivil darbe” döneminden geçiyoruz.
Ama bunu yapanlar, tam tersi propaganda yapıyor ve karşısındakileri “darbeci” olarak damgalıyor…
Önceki gece, Sky Türk Televizyonu’nda Enver Aysever’in “Aykırı Sorular-Özel” programına katıldım. Sabah Gazetesi yazarı eski AKP milletvekili Nazlı Ilıcak, emekli Koramiral Atilla Kıyat ve 28 Şubat döneminin (Erbakan’ın) Adalet Bakanı Şevket Kazan da diğer konuşmacılardı.
Darbelere karşı olduğunu ve bugün AKP’ye karşı darbe girişimleri olduğunu söyleyen Ilıcak, nedense “gerçek darbecilerin” yargılanmasına karşı çıktı!..
Orada -izleyemeyenler için tekrarlıyorum- şunu savundum:
“AKP iktidarı darbe ile mücadelede samimi ise, önce darbe yapanları yargılasın. Kenan Evren orada, Bodrum’da oturuyor. Darbeden sonra Türkiye’yi 8 eyalete bölmek için çalışmalar yaptığını da yıllar sonra açıkladı. Gidin yargılayın. Yargılayın ki, bundan sonra darbe heveslisi varsa onlara ders olur.”
Bugün AKP’nin sıkı savunucusu olan Nazlı Ilıcak, Kenan Evren’in yaşını bahane ederek yargılamaya karşı çıktı!..
E.Koramiral Atilla Kıyat da bu görüşe destek verdi.
Dışarıdaki Atatürkçülere korku salmak
Israr ettim:
“90 küsur yaşındaki kişinin mahkemelerde sürünmesini kimse istemez. Ama, bazı ülkeler mezardaki insanları bile yargılıyor, gıyaplarında kararlar alıp, ibret-i alem için duyuruyor. AKP, samimi olarak darbelere karşı ise, sembolik de olsa bir yargılama yapmalıdır. Ama, AKP bu süreci kullanıyor ve muhalifler üzerinde baskı oluşturuyor. 20-30 Atatürkçü muhalifi tutukluyorsa, dışarıdaki milyonlarca Atatürkçü’ye korku salıyor ve onları susturuyor.
Oysa AKP gerçekten darbelere karşı olsaydı, darbeci Kenan Evren ile kol kola girmez; darbeyi sözde lanetleyen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç onunla ortak törenlere katılmaz, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül onu Çankaya Köşkü’nde kabul etmezdi.”
Şimdi yaptığım bu açıklamalar ve gerçekler ışığında bir kez daha sorayım:
“Türkiye’de gerçekte darbelere kim karşı?”
AKP’nin korkusu!
Dün Adalet Bakanı Sadullah Ergin, dinleme skandallarının yarattığı büyük sıkıntıyı gidermek için genel yayın yönetmenleri ile basın toplantısı yaptı.
Bakan, “Yargıtay’a dinleme yok” dedi.
Oysa, üç gün önce “dinleme merkezinin” (TİB-Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) Başkanı, “Gerekli işlemler yapıldı ve santralin özelliği nedeniyle dinleme gerçekleşmedi” diye basın açıklaması yapmıştı!..
Adalet Bakanının, işin bu boyutlara uzandığını örtbas çabası ve telaşı içinde olduğu gözleniyor.
Bunu da, basın toplantısına kendisine yöneltilen, “Dinlemelerle ilgili AKP’ye yeni bir kapatma davası açılabilir mi?” sorusundan anlıyoruz.
YENİÇAĞ
Sen ki 17/11/2009
Posted by boragorgun in fütursuzca.Tags: dönmeden, göreceğim, köşe, ki, koku, sen, sen ki, ses
add a comment
Usuldür.. Dinleteni de dinlerler!.. 15/11/2009
Posted by boragorgun in paylaşılanlar/beğenilenler.Tags: biz, cevizoğlu, dinleme, gazete, hulki, körüz, rıfat, yazı, ılgaz
add a comment
Türkiye için…
Bir bulut ne zamandır üstümüzde
Yurt genişliğinde bir bulut kurşun ağırlığında
Nilüferler sularımızda açar mevsimsiz
Dolanır ayaklarımıza, boğum boğum.
Yapraklarında iri leş sinekleri uçuşa hazır,
Göz göz oyulmuş gözlerimiz, biz körüz
Göz çukurlarımızda radarlar fırıl fırıl döner,
Körüz, el yordamıyla yaşıyoruz bu yüzden
Yeni körler peydahlarız uyur uyanır
Ayak altında ezile dursun, karınca sürüleri
Ezenlerle bir olmuş yaşıyoruz, ne güzel
Çizme onlardan, içindeki ayak bizden, ne iyi
Gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana
Ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan,
Körüz, göz bebeklerimize mil çekilmiş, mil
Acımasız bir namlu şakağımızda, soğuk,
Tetikte kendi parmağımız, yabancının değil.
(Rıfat Ilgaz’ın “Körüz biz!” şiirinden)
YENİÇAĞ GAZETESİ
leman 11/11/2009
Posted by boragorgun in paylaşılanlar/beğenilenler.Tags: kapak, leman
1 comment so far





